11 Ocak 2011 Salı

Kulübe hoş geldin Meral!

“Muhteşem Yüzyıl”ın senaristi Meral Okay’ı çok iyi anlıyorum.
“Mustafa”da aynısını yaşadım çünkü...
“Tarihi biz biliriz. Sadece kahramanlıkların sergilenmesine izin veririz. Ötesine girmek isteyeni ezeriz” lobisinin yeni hedefi Meral ve dizisi...
Lobinin kimisi Osmanlıcı, kimisi Cumhuriyetçi geçiniyor.
Görüşleri farklı, ama tahammülsüzlükte ortaklar:
Tabuları var ve resmi tarihi kutsal sayıyorlar.
Dokunanı cezalandırıyorlar.
* * *
Meral de meraklılarının iyi bildiği bir konuyu, yani Sultan’ın hayatını saygıda kusur etmeden, kanlı canlı bir dille anlatıyor. Bize yıllar yılı ya hamasi tarih kitaplarının ya da oryantalist Batılıların abartılı ya da aşağılayıcı, didaktik ya da eksik anlattığı bir tarihi, günahı ve sevabıyla aktarıyor.
Bir cenah, “Sen nasıl olur da ecdadımıza laf edersin” diye ayaklanıyor. Diziyi yasaklatmaya çalışıyor.
Daha önceki hoşgörü sınavında çakmış öbür kesim, 2 yıl önce yazdıklarını hatırlamayacağımızı sanarak “Ne var ki? Tarih bu... Tabii her yönüyle anlatılacak” diye müsamahakârlık taslıyor.
Çoğunun diziyi izlemediği öyle belli ki...
Bülent Arınç, “Kanuni’yi içki düşkünü ve gayriahlaki ilişki içinde gösterdiler” diyerek izlemediğini ele verdi mesela...
“Mustafa’da Atatürk kadın düşkünü gösterildi” diyenlere filmde bu konuda ne bir cümle ne de ima bulunduğunu söylediğimde “Ben izlemedim, öyle duydum” cevabını öyle çok aldım ki...
* * *
Sevgili Meral,
Aynı yoldan geçmiş biri olarak bundan sonra olacakları da söyleyeyim:
İhbar üzerine soruşturma açılacak. Savcı karşısına çıkacaksın. Diziyi o da izlememiş olacak. “Ecdada hakaretle suçlanıyorsunuz” diyecek. Sen “Ama bu bir dizi...” diye savunma yapacaksın. Yazdığın diyaloglara kaynak göstermek zorunda kalacaksın.
Kaynak gösterdiğinde diziyi en çok eleştiren, pek saygıdeğer sandığın bazı tarihçiler gelip “Bunların doğru olduğunu ben de biliyorum, fazlasını da biliyorum. Ama söylenmesi doğru mu? Hem şimdi sırası mı” diyecekler. Gözünden düşecekler.
Bazı komplo teorisyenleri senin Padişah’a içirdiğin şerbeti üreten firmadan para yediğini öne sürecek. Yabancı güçlerle elele verip Osmanlı’yı küçük düşürmeye ve yeni Osmanlıcılığın yükselişinin önünü kesmeye çalıştığını söyleyecek.
Eminim ki, sonunda yine “Yasaklansın, çocuklara izletmeyelim” diyenler yenilecek. Onların nafile gayreti, dizinin daha çok izlenmesini sağlayacak. Bütün bu gürültüye aldırmayan, bazısının medya grupları arasındaki kavgadan kaynaklandığını anlayan seyirci, izleyip kararını kendisi verecek.
Ve yine “Mustafa”da olduğu gibi, seni eleştirirken bu konuda yıllardır kılını kımıldatmayanlar harekete geçip bir başka filmle, diziyle doğru bildiklerini anlatmayı deneyecekler.
Sen, buna öncü olmakla övüneceksin.
* * *
Bir de önerim var:
“Mustafa”yla ilgili yerli yabancı basında 400 makale çıktı. Hepsini siteme koydum. 
(http://www.candundar.com.tr/_v3/index.php#!/MUSTAFA/Mustafa_hakk%C4%B1nda_kim_ne_yazd%C4%B1?/#Did=7935)
Tarihe bakış açımızı sergilemek için bunları yayımlamayı düşünüyorum.
Sen de seninkileri topla. “Tarihin iki yüzü”nü birlikte yayımlayalım. Paranoyaları, tabuları, çarpıtmaları ve aynı kalemlerin çifte standardını ortaya koyalım.
Tarihe, tarihe dair bir belge bırakalım.
Ne dersin?

Can Dündar

10 Ocak 2011 Pazartesi

İnsanın Karakutusu

Ne zaman birileri bir karakutudan bahsetse “Dünyanın bir yerinde bir uçak düşmüş ve belki de onlarca insan hayatını kaybetmiştir” diye düşünürüz elimizde olmadan.

Herkes karakutu deyince uçakları hatırlar ama bilmiyorum kaç kişi kolay bulunsunlar diye onların aslında turuncu renkli olduğunu ve sadece 1960 lardan bu yana kullanıldığını biliyordur.
“Karakutu” kelimesi ,hepimizin hayatında tatsız bir ses olarak kalmıştır hep .
Uçuş güvenliği  konusunda edinilen tecrübeler karakutularla kayıt altına alınır .
Ve neredeyse  50 yıllık bir birikimle hepimizin gözlerini kamaştıran havayolu  taşımacılığı endüstrisi bu hale gelmiştir .
“Konumuz nedir? “  dediğinizi biliyorum ama bir daha sıçrayalım.
Maymunlarla yapılan bir deney var:
Kafese beş maymun koyarlar.
Ortaya da bir merdiven konur ve tepesine de iple bir kangal muz asılır.
Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkılır. Her bir maymun aynı denemeyi yapar, buz gibi soğuk suyla ıslatılır. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar.
Bir süre sonra muzlara doğru hareketleneni diğer maymunlar engellemeye başlar.
Su kapatılıp maymunlardan biri dışarı alınır, yerine yeni bir maymun konulur. İlk yaptığı iş, koşup muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu bir de döverler.
Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de biraz önce diğerleri tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur.
 Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir.
Bu da ilk atağında diğerleri tarafından cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır.
Sonra en baştaki ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Ama tepelerinde o bir kangal muz hala asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.
Neden mi?
Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir!
İşte bu nokta maymunlar için toplumsal öğrenmenin  başladığı yerdir.

Yani maymunların “karakutusu” devreye girmiş ve geçmiş tecrübelerinden bir şey öğrenmiştir.
“Bu muzu almaya kalkarsanız herkes ıslanacak ! “
En çarpıcı soru ise burada belki de şu olmalıdır.
İnsanların “karakutusu”  var mıdır?
Herkesin var dediğini duyar gibiyim ama bu ahir ömrümüzde ki “tecrübelerimizden” ibaret olabilecek kadar basit bir şey midir bu?
Her defasında kendi başımıza yaşadığımız tecrübe ettiğimiz ve  öğrendiğimiz bilgilerden mi ibarettir?
Bize her ne kadar öyle gelse de ,değildir!
Beynimiz :  “Düşündüğümüzü düşündüğümüz aygıt. “
Tam burada yeni ve heyecan verici buluşları paylaşma zamanımız geliyor .
Olay sadece “sağ beyin” ve “sol beyin” kavramlarından ibaret değil.
 Sol beyin dil ,mantık ve matematik gibi doğrusal düşünceyle , sağ beyin ise sanat ,müzik , yaratıcılık ve ilham gibi kavramsal düşüncelerle meşgulken  “daha derinlerde” bir şeyler ortaya çıkıyor bu araştırmalarda . .

3 beyin ve 1 karar verici!

Yeni beyin düşünür ,rasyonel verileri işler .
Orta beyin hisseder. Duyguları ve altıncı his gibi içten gelen hisleri işler .
Eski beyin karar verir. Diğer iki beyinden gelen verileri hesaba katar fakat asıl karar veren odur.
Eski beyin!
Doğumda ilk oluşmaya başlayan beyin parçası…
Sürüngen beyni .(Sürüngenlerde sadece eski beyin var bu arada )
Şimdi sıkı durun
Tam 450 milyon yaşında!
Omurgalı tüm canlılarda var ve omurganın en üst noktasında.
İşte insanoğlunun “karakutusu” .
Sadece hayatta kalmayla ilgileniyor.
450 milyon yıl boyunca “toplanmış ve bir şekilde kodlanmış” bir bilgi deposu…
Birine güvenip güvenmeyeceğinize ,bir  tehlike karşısında kaçmanıza yada saldırıya geçmenize , birini sevmenize  yada  sevmemenize…
Eski beyin seçeneklerini “ilk 3 saniyede” çoktan oluşturmuş ve aslında kararını vermiştir .
Bazen siz zorlama kararlarla işi başka yönlere çekip rol yapsanız da  ,işte o içinizde ki sıkıntı hep eski beynin onayını almadığınız için gerçekleşmektedir.
Tam 450 milyon yıllık bir bilgi birikimi  ,sizi “bir sebepten” uyarmaktadır .
Dr Joseph L.Doux   ,”Duygusal Beyin” adlı kitabında olayı şöyle tarif eder : “Amigdalanın (eski beyinde ki merkez)  korteks üzerinde ki etkisi ,korteksin amigdala üzerindeki etkisinden çok daha büyüktür. Bu da duygusal tahriklerin düşünceyi baskı altına alarak kontrol etmesine olanak tanır.”
İnsanoğlu kararlarını duygularıyla verip sonradan mantığıyla açıklamaya çalışıyor bunu biliriz.
İşte bu son karar  “kelimeleri bile anlamayan” eski beyin tarafından veriliyor .
Eski beyne ulaşmanın ve oradaki bilgiyi açığa çıkarmanın yolları insana inanılmaz bir yol açacak bu kesin.
Düşünsenize  “güneşin altında ki hiçbir şey yeni değilken”  ,bizim her şeyi içinde saklayan bir beynimiz var aslında
Her şeyi biliyoruz!
Kodlanmış olarak bizde duruyor!
En derin matematik bilgileri ,mühendislik bilgileri ,doktorluk bilgileri ,müzik bilgileri  vs vs
Güncel eğitimler sadece bunları açığa çıkarıyor ..
Bizde olanı!
Doktor oluyoruz ,öğretmen oluyoruz  ,virtüöz oluyoruz  yada işsiz kalıyoruz .
Hepimiz aynı inanılmaz potansiyele sahibiz.
Ve biz kendi içimize odaklanmadığımızdan ,çevresel koşullara kendimizi çok bağımlı kıldığımızdan her şeyi yeni gibi tekrar yaşıyoruz ve tecrübe ediyoruz .
İnsan beyni inanılmaz bir karakutu.
Sadece “siz” i düşünen ve size odaklanan başka hiçbir şeyi umursamayan inanılmaz bir bilgi deposu .
Bu “gücü” gerçekten hissederek isteyin hayattan ne isteyecekseniz!
Sonuçlar ilk günden değişmeye başlayacaktır.

Ufuk Onan

8 Ocak 2011 Cumartesi

Olumlu Düşünce

Beyin, alt beyin, üst beyin, sinir sistemi diye üç kısımdan oluşur. İnsan beyninin diğer canlılardan farkı, üst beynin gelişmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Alt beyin daha çok otomatik fonksiyonları denetler. Kalbimizin atması, kan basıncı, hormonlar alt beyin tarafından idare edilir.Kaynakwh webhatti.com: Olumlu Düşünce..! Kaynakwh webhatti.com: Olumlu Düşünce..!

Üst beyin ise, daha çok entellektüel işlevlidir. Bilgiler burada kaydolunur, değerlendirme burada yapılır, davranışlar buradan idare edilir.

Peki, üst beyin alt beyni kontrol edebilir mi? Yapılan araştırmalar, bunun mümkün olduğunu göstermiştir. Biz, mutlu olmayı düşününce mutlu oluyor, hastalığı kafamıza takınca da hasta oluyoruz. Yani, düşünce tarzımız; hem yaşantımızı, hem de bedenimizi etkilemektedir.

O zaman şu ortaya çıkar: Beynimizin bizim için en önemli tekniği, olumlu düşünmenin ileri şekillerini uygulamasıdır.

Olumsuz zihni kurgu, yani olumsuz düşünce ise beynimizi kendimize karşı olumsuz çalışmaya programlayacaktır.

Örneğin bir futbolcu, üç kez kaleciyle karşı karşıya kalmasına rağmen topu dışarıya atmıştır. Bir dahaki maçta aynı hatayı yapmak istememektedir. Bunun için beynini şöyle programlamıştır: "Topu dışarı atmayacağım. Topu dışarı atmayacağım." Bunu kendi kendine defalarca söylemiş ve maça çıkmıştır. Sonuç: Topu yine dışarı atmıştır.

Burada futbolcunun yaptığı hata, topu kaleye atmaya değil, dışarı atmamaya şartlanmasıdır. Bu durumda beyin, kalenin içine değil, dışına kilitlenmiştir. Bu olumsuz uyarıcı da, başarıya değil, başarısızlık korkusu yüzünden başarısızlığa götürmüştür.

Olumlu düşüncede temel nokta, beyni olumlunun üzerine programlamaktır. Yâni, başarısız olmamayı değil, sadece başarmayı düşünmelisiniz.

Bunu hafıza noktasında düşünürsek, unutmayı değil hatırlamayı seçmeli, ona kilitlenmelisiniz.

Evet, başarının en önemli anahtarlarından birisi, beynin olumlu düşünceye programlanmasıdır. Bu ise, gerçek bir özeni gerektirmekle beraber, aslında zevkli bir uğraştır.

OLUMLU DÜŞÜNMENİN GETİRİLERİ

Amerika'da bir okulda ilginç bir deney yapılır. Özel bir sınıf oluşturulur ve bir grup öğretmen bu sınıfa verilir.

Öğretmenlere, bu sınıftaki öğrencilerin çok seçme öğrenciler olduğu söylenir. Öğrencilere de aynı şekilde, öğretmenlerinin çok seçme öğretmenler oldukları belirtilir.

Yıl sonunda, sınıfın başarısı hârikadır. Okul müdürü, o öğretmenlerle bir toplantı yapar ve sınıfın gerçekte kura ile, gelişigüzel bir şekilde oluşturulduğunu açıklar. Bunun üzerine öğretmenler, "Bu durumda, demek ki biz süper öğretmenleriz." derler. Müdür cevap verir: - Hayır, sizler de kura ile seçildiniz.

İnsanların ortaya çıkaracakları eserler, genellikle yakın çevresindeki insanların kendilerinden bekledikleriyle doğru orantılıdır.

alıntıdır...

Güzel Kadını Severim

Etik olmayan estetik yaklaşım : Güzel kadın yoktur..bakımlı kadın vardır!
Evet bilhassa seçici insanların işini kolaylaştırır bu sanatsal yaklaşım Zira güzel olanda poiesis durumu vardır bakımlı olanda mimesis yani biri yaratılmış diğeri ise taklit.. Bu arada mimesis sözçüğünün biraz evel etimolojisine baktım MEI den türemiş ve Grekçe de bu kökün manası aldatmak :) Ee Aristo'dan söz etmişken adam taklit kişiyi taklit edilen şeyin gerçeğine götürmez bilakis uzaklaştırır diye 
Yaratılanı yaratandan ötürü sevenler, "taklit edileni" de "taklidi yapılan" için sevdiklerini zannederler.BU nokta, tam olarak şefkatle şehvetin ayrıldığı noktadır.Bildiğin gibi biri diğerinin "ruhsuzu"dur :) Ama mimesis durumu bir tür tan...rı kompleksinin dışa dönük yan etkisidir. Bu bakımdan tam olarak bir kısıtlı optimizasyon durumudur ki optimizasyonun olamadığı durumlarda ki en verimli çaredir.Ek olarak kısıtlı optimizasyon konusunda gelişkin yeteneklere sahip olanlar, her zaman sanatı koruyormuş gibide gösterebilirler durumu.Zira onlar ufka bakarken "ayaklarının dibinde ki taşlarla" küçük heykeller kurarlar hayatlarına.Bunuda ahir zamanda bir yetenek sayarlar .En sonunda öğrendikleri şudur ( ve inşallah vakit çok geç olmamıştır); birleşmiş yüz tane kısıtlı optimizasyon asla gerçek anlamda "bir " optimizasyon etmez !Bu durumda güzel kadın " iyi bir optimizasyondur" fakat "önce böyle birini bulma gereği" olayı doğrudan kısıtlı yapar.
 
   Dileyelim bir garip şair Veli'nin dizeleri bir nevi aynı şeyden bahsediyor olmasın. Zira bu oyunda güzellikler taklit ötesi yeteneklerini hiç sergileyemedi.
Şair'in muhayyilesi müsait tanrı kompleksi içerisinde olmasına ama
kısıtlamadan edeme...miş güzellikleri..

Güzel kadınları severim
İşçi kadınları da severim
Güzel işçi kadınları
daha çok severim
 

7 Ocak 2011 Cuma

Adana Spor

     Adana Spor adanada kurulmuş ve adananın tek gerçek takımıdır. Bu memleketin simgeleri olan turunc gillerin rengi olan turuncuyu ve cukurovanın en büyük gelir kaynaklarından biri olan pamukun tenginide alarak formasını oluşturmuştur. Avrupada ülkemizi bir çok kez temsil eden Adana Spor iki defeda interle karşılaşmış ve Adanada ve Milandaki maçlarda yenilerek uefa kupasından elenmiştir.Türkiye ligindeki en büyük başarısı lig 2. bitirmek olan Adana Spor ayrıca ligde türkiye kupası haric bütün kupalarıda almıştır.
 
     Adana Sporun başkanlık görevini şimdi Sayın Bayram Akgül yapmaktadır.